Ehlibeyt (a.s) Haber Ajansı ABNA- Vedalaşır Gibi Namaz Kılmaya Emir
Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: “Adeta ömrünün son namazını kılıyormuşsun gibi namaz kıl. Zira böyle bir namaz Allah’a yakınlaşma ve ulaşma sebebidir.”[1]
İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: “Farz bir namaz kıldığında vaktinde ve onunla vedalaşan, ona geri dönmemekten korkan kimse gibi namaz kıl ve gözlerini secde yerine dik. Eğer sağında veya solunda birinin olduğunu bilirsen güzel namaz kılarsın. Bil ki sen, seni gören ve senin görmediğin bir kimsenin (Allah’ın) karşısındasın.”[2]
Namazı Yüzüne Vurulan kimse
Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: “Bazı namazların yarısı, üçte biri, dörtte biri, beşte biri ila onda biri kabul edilir. Bazı namazlar eski elbise gibi büzüştürülür ve sahibinin yüzüne atılır. Namazından sadece kalbinle teveccüh ettiğin bölümü nasibindir.”[3]
İmam Bakır (a.s) veya İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: “Namazından sadece kalbi teveccüh ile iç içe olan bölümü nasibindir. O halde birisi namazının tümünde gaflet ederse veya eda etmekten gaflete düşerse (vaktinde kılmazsa) o namazı büzüştürülür ve sahibinin yüzüne atılır.”[4]
Allah Davud’a (a.s) şöyle vahyetmiştir: “Bazen kul namaz kılar, ben onu yüzüne vururum ve sesinin bana ulaşmasına engel olurum. Ey Davud! Onun kim olduğunu biliyor musun? O fısk (günahkar) gözle müminlerin namusuna bakan kimsedir. O kendi kendisine, gücü olduğu taktirde zulümle herkesin boynunu vuracağını” söyleyen kimsedir.”[5]
Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: “Namaz dört pay üzere bina edilmiştir: Ondan bir pay kamil abdest almaktır, bir pay rüku, bir pay secde ve bir pay da huşudur. . . Herkim namazın bu dört payını kamil kılmazsa namaz karanlıklar içinde yukarı yükselir, göklerin kapısı yüzüne kapanır ve (namaz kendisine) şöyle der: “Beni zayi ettin, Allah da seni zayi etsin.” Böylece namaz, kılan kimsenin yüzüne savrulur.”[6]
İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: “Namaz kılan kimseye, başkasıyla işi olmayan bir melek tayin edilir. Dolayısıyla kul namazını bitirince de o melek namazı alır ve yukarı çıkarır. Eğer kabul edilen namazlardansa kabul edilir. Eğer kabul edilecek namazlardan değilse o meleğe şöyle denir: “Onu kuluma geri çevir.” Böylece melek o namazı aşağı indirir ve sahibinin yüzüne vurur ve şöyle der: “Of olsun sana! Senin işlerin sürekli benim zahmete ve sıkıntıya düşmeme sebep olur.”[7]
Namazı Olmayan Kimse
İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: “Zekat vermeyen kimsenin namazı yoktur.”[8]
Bak. Ez-Zekat, 1576. Bölüm
Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: “Namazın rüku ve secdesini kamil bir şekilde yerine getirmeyen kimsenin namazı yoktur.”[9]
İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: “Hakın, hakıb ve hazık kimsenin namazı yoktur. Hakın, idrarı (küçük abdesti) gelen kimsedir. Hakıb dışkısı (büyük abdesti) gelen kimsedir ve hazık ise ayağı (ayakkabıdan dolayı) sıkışan kimsedir. ”[10]
Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: “Namazda kasten sağında ve solunda kimin olduğunu bilen kimsenin namazı yoktur.”[11]
Mümin Olmadığı Halde Namaz Kılan Kimse
Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: “İnsanlara öyle bir zaman gelir ki camilere toplanır, namaz kılarlar ama onlar arasında hiçbir mümin bulunmaz.”[12]
Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: “Müezzin ezan söyler ve bir topluluk namaz kılar. Ama hiçbirisi mümin değildir.”[13]
İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: “Nice ibadet eden kimsenin dini yoktur.”[14]
Namazın Tevili
İmam Ali (a.s), namaz kılan birine şöyle buyurmuştur: “Ey adam! Namazın tevilini biliyor musun?” O, “Efendim! Namazın ibadet dışında bir tevili var mıdır?” diye sorunca İmam şöyle buyurdu: “Muhammed’i Peygamber olarak gönderene andolsun ki evet vardır... Tekbiret’ul İhram’a kadar ilk tekbirinin anlamı şudur ki “Allah-u Ekber” deyince kalbinden ve ruhundan Allah’ın kıyam veya kuud (kalkmak veya oturmak) ile vasıflandırılmaktan daha büyük olduğunu geçirmendir. İkinci tekbirde kalbinden Allah’ın hareket veya sükun (hareketsiz) olarak nitelendirilmekten daha büyük olduğunu geçirmendir. Üçüncü tekbirde ise O’nu cisim ile nitelendirilmekten, bir şeye benzemekten ve bir şeyle mukayese edilmekten daha büyük olduğunu bilmendir. Dördüncü tekbirde O’nu herhangi bir şeye maruz kalmaktan ve hastalıkların kendisini incitmesinden daha büyük bilmendir. Beşinci tekbirde ise O’nun herhangi bir cevher veya araz (söz veya ilinek) ile nitelendirilmekten, herhangi bir şeye hulul etmesinden veya hiçbir şeyin kendisine hulul etmesinden daha yüce olduğunu bilmendir. Altıncı tekbirde ise O’nda, zeval, bir yerden bir yere nakil ve hadis (sonradan oluşmuş) varlıklarda var olan değişikliklerin caiz olmadığını kalbinden geçirmendir. Yedinci tekbirde ise beş duyu için mahalli olmasından daha yüce bilmendir. Rükuda boynunu uzatmanın tevili ise kendi kendine şöyle demendir: “Eğer boynumu vurursan yine sana iman ederim.” Rükudan başını kaldırmanın ve “semiallahu. . .” (Allah duyar) cümlesinin tevili ise şudur: “Beni yokluk sahnesinden varlık sahnesine çıkarandır. İlk secdenin tevili ise secde halinde ve kalbinden “beni topraktan yarattın” gerçeğini geçirmendir. İlk secdeden başını kaldırmanın tevili ise şudur: “Beni topraktan yarattın.” İkinci secdenin anlamı ise şudur: “Beni toprağa geri çevireceksin.” İkinci secdeden başını kaldırmakta ise kalbinden, “yeniden beni topraktan çıkarırsın” diye geçirmendir.” Sol tarafa oturmanın, sağ ayağı sol ayağın üzerine koymanın tevili ise kalbinden, “Allah’ım! Ben hakkı ayakta tuttum ve batılı öldürdüm” diye geçirmendir. Teşehhüd’ün tevili ise şundan ibarettir: İmanını yenilemek, İslam'ını tekrarlamak ve ölümden sonra yaratılışı ikrar etmek. Selam vermenin tevili ise münezzeh olan rabbi yüceltmek, onu zalimlerin kendi hakkında söylediklerinden, ilhada saplananların nitelendirmesinden daha üstün bilmektir. Es-Selamu aleykum ve rahmetullahi ve berekatuh cümlesinin tevili ise rahmet ve münezzeh olan Allah’ın sevgisini taleb etmektir. Bu ise sizin kıyamet günü azaptan emanda oluşunuz anlamındadır.”[15]
Müminlerin Emiri (a.s) daha sonra şöyle buyurmuştur: “Herkim namazın tevilini bu şekilde bilmezse namazı nakıstır.”
İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: “Bu yedi tekbirden ilk tekbirin tevili ise şudur ki Allah beş parmakla (dokunma duyusu) ile hissedilmesidir.”[16]
İmam Ali (a.s), kamet getirirken söylenen “Kad kamet’is-Salat” cümlesinin anlamı hususunda şöyle buyurmuştur: “Yani görüşme, münacaat, hacetlerin kabul edilişi, hacetlere ulaşma, aziz ve celil olan Allah’a bağlanma, keramet, bağış, hoşnutluk ve mağfiret vakti ulaştı.”[17]
Kapsamlı Namaz Adabı
İmam Zeyn’ul Abidin (a.s) şöyle buyurmuştur: “Namazın hakkı şudur ki onun aziz ve celil olan Allah’ın huzuruna giriş olduğunu, namazda aziz ve celil olan Allah’ın huzurunda durduğunu bilmendir. O halde bunu bildikten sonra zelil ve hakir bir kul gibi rağbetli, çekinen, ümitli, korkulu, sefil ve yakarış ehli olmalı ve karşısında durduğun kimseye (Allah’a) saygı olarak huzur ve vakarla durmalı, kalbinle namaza yönelmeli, namazı şartlarına ve haklarına riayet ederek eda etmelisin.”[18]
İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: “Kıbleye doğru durduğunda dünya ve içindeki olan her şeyi, insanları ve hallerini tümüyle unutmalı, kalbini seni Allah’tan alıkoyan her şeyden uzak tutmalı, kalp gözüyle Allah’ın azametini görmeli, herkesin yaptıklarının karşılığını gördüğü, herkesin gerçek mevlası olan Allah’a döndürüldüğü ve senin korku ve ümit ayağı ile huzurunda durduğun günü hatırlamalısın. Tekbir söyleyince en üst gökler ve yeryüzü arasında olan her şeyi O'nun kibriyası karşısında değersiz gör. Zira kul tekbir getirdiğinde Allah-u Teala kalbine bakar da tekbirin hakikatini görmezse şöyle der: “Yalancı, beni mi kandırıyorsun? İzzet ve celalime andolsun ki seni zikrimin tatlılığından mahrum kılarım, bana yaklaşmana ve benimle münacaatta bulunmana engel olurum.” Bil ki Allah senin hizmetine muhtaç değildir. İbadet ve duandan müstağnidir. Seni ihsan ve rahmetinden dolayı davet etmiştir ki sana rahmet etsin ve cezasından uzaklaştırsın.”[19]
Masum (a.s) şöyle buyurmuştur: “Al-i Muhammed’in (s.a.a) alimlerinden birine şöyle arzedildi: “Fedan olayım! Namazın gerçek manası nedir?” O şöyle buyurdu: “Niyetle namaza girince, ululayarak ve yücelterek tekbir getirince, tane tane kıraat edince, huşu içinde rüku edince, tevazu içinde başını rükudan kaldırınca, horluk ve huzu içinde secdeye kapanınca, ihlas ve ümitle teşehhüt okuyunca, rağbet ve rahmetle selam verince, korku ve ümitle namazı tamamlayınca Allah’ın rahmetinin kula inmesi ve kulun Allah’a ulaşmayı taleb etmesidir. Böyle yaptığı taktirde namazının hakikatini yerine getirmiştir.” “Namazın adabı nedir?” diye sorulunca şöyle buyurmuştur: “Kalp huzuru, (namazda her türlü hareketten) organlarını uzak tutmak, Allah Tebarek ve Teala karşısında horluk içinde durmak, cenneti sağa, cehennemi görmeyi sola, sıratı önüne ve Allah’ı ise karşıya koymaktır.”[20]
İdris’in Suhuf’unda şöyle yer almıştır: “Namaza durunca zihin ve fikrinizi namaza yöneltin, Allah’ı temiz ve O’ndan başka her şeyden uzak bir kalple çağırın, huzu, huşu, itaat ve tevazuyla maslahat ve menfaatlerinizi O’ndan isteyin. Rüku ve secde edince dünyevi fikirleri, kötü ve uygunsuz hayalleri, kötü ve çirkin amelleri, hile ve düzen düşünceleri, haram yemeyi, saldırganlığı, düşmanlığı ve kinleri kendinizden uzaklaştırın. Bütün bunların hepsini kendi aranızdan uzağa atın.”[21]
Allah Musa b. İmran’a şöyle vahyetmiştir: “Ey Musa! Tövbeni öne sal ve günahını ertele. Namaza durunca benim karşımda sakin ve yavaşça hareket et.”[22]
Namazda Gevşek Davranmaktan Sakınmak
Kur’an:
“Ey iman edenler! Sarhoşken, ne dediğinizi bilene kadar namaza yaklaşmayın.”[23]
Doğrusu münafıklar Allah'ı aldatmağa çalışırlar, oysa O, onlara aldatmanın ne olduğunu gösterecektir. Onlar namaza tembel tembel kalkarlar ve Allah'ı pek az anarlar.”[24]
Halebi şöyle diyor: “İmam’a (a.s), “Ey iman edenler. . . yaklaşmayın” ayeti hakkında sorulunca şöyle buyurmuştur: “Buradaki sarhoşluktan maksat uykudur. Uyku sersemliği sizlerin rüku, secde ve tekbirlerinizde ne söylediğinizi bilmeye izin vermez. Halktan bir çoğunun düşündüğünün tam tersine ayetteki sarhoşluktan maksat, şarap sarhoşluğu değildir. Mümin şarap içmez ve sarhoş olmaz.”[25]
İmam Bakır (a.s) şöyle buyurmuştur: “Bitkin, ağır ve uyku halinde namaza durma. Zira bunlar nifakın hasletlerindendir ve Allah müminleri sarhoşluk halinde, yani uyku sarhoşluğunda namaza durmaktan nehyetmiştir.”[26]
İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: “Namaz halinde uyku sana galebe çalınca namazı kes ve uyu. Zira böyle bir hal içinde kendine duamı yoksa bedduamı edeceğini bilemezsin.”[27]
Mirac hadisinde şöyle yer almıştır: “Ey Ahmet! Üç kula şaşırırım: Namaza durduğu bir halde kime el uzattığını, kimin karşısında durduğunu bilen, ama uykusu gelen kula.”[28]
Namazın Vakitlerini Gözetmek
Kur’an:
“Vay o namaz kılanların haline ki onlar kıldıkları namazdan gafildirler.”[29]
“Namazlarına riayet ederler. İşte onlar, temelli kalacakları Firdevs cennetine varis olanlardır.”[30]
İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: “Aziz ve celil olan Allah nezdinde hiçbir şey namazdan daha sevimli değildir. O halde dünya işlerinden hiçbir şey sizi namaz vakitlerinden alıkoymasın. Zira aziz ve celil olan Allah bir grup insanı kınamış ve şöyle buyurmuştur: “Onlar namazlarından gafildirler.” Yani namaz vakitlerinden gafildirler ve ona önem vermezler.[31]
İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: “Herkim şu iki haslete sahip olmazsa ondan uzak dur, uzak dur, uzak dur!” Kendisine, “O iki haslet nedir?” diye sorulunca şöyle buyurmuştur: “Namaz vakitlerine özen göstermek, (mümin kardeşlere) mali yardımlarda bulunmak”[32]
İmam Ali (a.s), Muhammed b. Ebi Bekr’e yazdığı mektubunda şöyle buyurmuştur: “Namaz vakitlerine dikkat et ve namazlarını vaktinde kıl. İşin yoktur diye onu vaktinden önce kılma ve fazla işin vardır diye onu vaktinden sonraya erteleme.”[33]
Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: “Namazları kılmada çok dikkatli davranmak kula dindarlık olarak yeter.”[34]
Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: “Kul, şüphesiz namazın vakitlerine ve güneşin durumlarına önem verecek olursa, ölüm anında huzur içinde olacağını, hüzün ve kederlerinin giderileceğini ve ateşten kurtuluşunu kendisi için garantilerim.”[35]
İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: “Beş vakit namazları vaktinde kılmaya dikkat edin. Zira bu namazların aziz ve celil olan Allah nezdinde (yüce bir) makamı vardır.”[36]
Fazl b. Yesar İmam Bakır’a (a.s), “Namazlarına dikkat edenler” ayetini sorunca, İmam şöyle buyurdu: “Maksat farz namazlardır.” Kendisine şöyle arzettim: “Onlar namazlarında süreklidirler”ayetinin anlamı nedir?” İmam şöyle buyurdu: “Maksat nafile namazdır.”[37]
Namazı İlk Vaktinde Kılmaya Teşvik
İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: “Namazı ilk vaktinde kılmanın son vaktinde kılmaktan üstünlüğü, ahiretin dünyaya üstünlüğü gibidir.”[38]
İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: “Namazı vaktinde kılmanın, sonunda kılmadan üstünlüğü mümin için mallarından ve çocuklarından daha hayırlıdır.”[39]
İmam Bakır (a.s) şöyle buyurmuştur: “Bil ki ilk vakit her zaman daha iyidir. O halde yapabildiğin kadar bu hayırlı işe koş. Aziz ve celil olan Allah nezdinde en sevimli iş az bile olsa kulun sürekli yaptığı iştir.”[40]
Fezzaz şöyle diyor: “İmam Rıza (a.s) bazı Alevileri (seyyidleri) karşılamak için dışarı çıktı. Bu esnada namaz vakti geldi. İmam yolunu orada bulunan bir köşke doğru değiştirdi. Bir taşın altına gelerek şöyle buyurdu: “Ezan oku!” Ben, “Dostlarımızın da bize katılmasını bekleyelim” diye arzettim: “İmam şöyle buyurdu: “Allah seni bağışlasın! Namazı sebepsiz yere geriye erteleme. Her zaman namazı ilk vaktinde kılmaya çalış.” Böylece ben ezan okudum ve namaz kıldık.”[41]
İmam Kazım (a.s) şöyle buyurmuştur: “İlk vaktinde kılınan farz namazlar, şartlarıyla yerine getirilmişse, daha yeni ağaçtan ayrılan tap taze ve güzel kokan asmadan daha güzel kokuludur. O halde namazı ilk vaktinde kılmaya çalışın.”[42]
İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: “Her namazın iki vakti vardır: İlk ve son. İlk vakit en iyi vakittir. Hiç kimse özrü olmaksızın namazını son vakte havale etmesin. Son vakit sadece hasta, sakat ve özrü olan kimseler için taktir edilmiştir. İlk vakit Allah’ın hoşnutluğuna sebep olur, son vakit ise Allah’ın bağışlamasına neden olur.”[43]
ABNA.İR
İlgili Haberler
Namaz Hakkında Bilinmesi Gereken Her Şey (1)
Namaz Hakkında Bilinmesi Gereken Her Şey (2)
Namaz Hakkında Bilinmesi Gereken Her Şey (4)
Namaz Hakkında Bilinmesi Gereken Her Şey (5)
----------------------------------------------------------
[1] Bihar, 78/200/28
[2] Emali es-Seduk, 212/10
[3] Bihar, 84/260/59
[4] a. g. e.
[5] a. g. e. 84/257/55
[6] Deaim’ul İslam, 1/158
[7] el-Kafi, 3/488/10
[8] Mişkat’ul Envar, 46
[9] Bihar, 72/198/26
[10] Emali es-Seduk, 337/12
[11] Bihar, 84/249/41
[12] Kenz’ul Ummal, 31109
[13] a. g. e. 31110
[14] Gurer’ul Hikem, 5340
[15] Bihar, 84/254/52
[16] a. g. e. s. 256/52
[17] Mean’il, Ahbar, 41/1
[18] Bihar, 74/4/1
[19] Bihar, 84/230/3
[20] a. g. e. s. 246/37
[21] a. g. e. s. 253/49
[22] a. g. e. s. 259/57
[23] Nisa suresi, 43. ayet
[24] Nisa suresi, 142. ayetler
[25] Tefsir-i Ayyaşi, 1/242/137
[26] a. g. e. 1/242/134
[27] Bihar, 84/283/5
[28] a. g. e. 77/22/6, bak. Tüm hadise
[29] Maun suresi, 4 ve 5. ayetler
[30] Müminun suresi, 9 ve 10. ayetler
[31] el-Hisal, 621/10
[32] a. g. e. 47/50
[33] Bihar, 83/14/25
[34] Tenbih’ul Havatir, 2/122
[35] Bihar, 83/9/5
[36] a. g. e. 77/293/2
[37] el-Kafi, 3/270/12
[38] Sevab’ul Ummal, 58/2
[39] Bihar, 82/359/43
[40] el-Kafi, 3/274/8
[41] Bihar, 83/21/38
[42] Sevab’ul A’mal, 58/1
[43] Bihar, 83/25/47